Çernobil’de Son Durum Nasıl?

Çernobil Dünya tarihinin şüphesiz en büyük nükleer kazasıdır. 26 Nisan 1986’da yaşanan bu kaza o dönem Sovyetler Birliği şimdi ise bağımsız ülkeler olan Ukrayna ve Belarus üzerinde çevresel felakete yol açmıştı. 4. reaktörde yapılan standart bir güvenlik testinin, çok yanlış yönetilmesiyle ortaya çıkan bu kaza şiddetli bir patlamaya ve uzun süren bir yangına sebep oldu. Bu patlama doğrudan 31 kişinin ölümüne sebep olurken, çevreye yayılan radyoaktif maddeler Dünya Sağlık Örgütü’ne göre 4000 kişinin ölümüne sebep olmuştur. Kazanın genel bilançosu ise hesaplanamayacak kadar yüksektir. Patlama sonucu ortaya çıkan radyoaktif madde miktarı, Hiroşima’ya atılan atom bombasından 400 kat yüksektir. Kazayla birlikte o dönem 30 kilometrelik bir tahliye alanı oluşturulmuş ve binlerce insan şehir ve köylerinden bir daha geri dönmemek üzere uzaklaştırılmıştı.

Resim: REUTERS / Gleb Garanich

Fakat çevresinde son durum tahmin edilenin aksine fazla kötü düzeyde değil. Kızıl Orman olarak bilinen ölü çam ağaçları, Dünya’nın en yüksek radyasyona sahip konumlarından ancak reaktör çevresi hayal edilen şekilde çorak olmaktan uzakta. Son yapılan gözlemlerde bölgede belirgin şekilde bitki ve hayvanlar şartlara uyum sağlayarak yaşamını sürdürebilmektedir. Örneğin bu çevrede yaşayan kurbağalar normallere göre daha koyudur, kesinlik olmasa da bu özellik radyasyona karşı koruma sağlayabileceği konuşulmaktadır. Canlıların ortama adapte olmaya çalıştığı belirtilmektedir. Hatta bu terk edilen alan bazı türler için sığınak haline gelmiştir. Kahverengi ayı, Avrupa bizonu ve domuzu, vaşak ve yabani at gibi türlerin birey sayısı gittikçe artmaktadır. Terk edilen bu alan istemsiz olarak yeni bazı türlere, yeni yaşam alanı oluşturmuştur.

Resim: REUTERS / Gleb Garanich

Bunların yanı sıra patlama alanında 2000 yılından sonra ilk kez yeni bir enerji üretilmeye başlanmıştır. Kurulan güneş enerji panelleriyle, 2000 daireye yetecek kadar temiz bir enerji üretimi yapılmaktadır. Ayrıca binlerce turist her yıl bu patlama alanını gezmekte ve terk edilen yerleşimleri gözlemlemektedir. Patlama yaşanan reaktör ise  2016 yılında Dünya’nın en büyük hareketli çelik yapısı olan bir hangarla örtülmüş ve olası radyoaktif sızıntıların engellenmesi amaçlanmıştır. 2065’e kadar reaktörün tamamen yıkılması hedeflenmektedir. Bölgedeki radyasyon miktarı sürekli gözlemlenmekte ve zamanla iyileşeceği düşünülmektedir.

Sonuç olarak bölgedeki son gelişmeler göstermektedir ki hayvan ve bitkiler radyasyona düşündüğümüzden çok daha dirençli olabilir. Bölge hala yerleşime uygun olmaktan çok çok uzak olsa da çeşitli türlere ev sahipliği yaptığı ve popülasyonun zamanla arttığı görülmektedir. Her şey bir kenara genel görüntüde insan varlığının doğaya zararı ise ortadadır.